Bu çalışma, ahlâkın temellendirilme sorununu Immanuel Kant’ın pratik akıl merkezli etiği ile Ludwig Feuerbach’ın insan merkezli (antropolojik) yaklaşımı üzerinden tartışmaktadır. Kant, ahlâk yasasını saf pratik aklın koşulsuz buyruğunda temellendirir ve bir eyleme ahlâkî değer atfederken ödevden dolayı yapılmasını şart koşar; böylece ahlâkın özerkliğini korumak adına eğilim, arzu ve toplumsal belirlenimleri dışlar. Ancak bu soyutlama, ahlâki eylemi insanın duygusal ve toplumsal gerçekliğinden kopardığı gerekçesiyle çağdaşları ve sonraki dönem düşünürleri tarafından eleştirilmiştir. Kant’ın ahlak kuramını antropolojik bir zeminde yeniden eleştiriye tabi tutan biri de 19. yy. dönemi düşünürlerinden Ludwig Feuerbach’tır. Feuerbach, ahlâkın kaynağını saf pratik akılda değil, insanın özsel doğasında ve başkasıyla kurduğu ilişkide arar. Ona göre ahlâk, Tanrı’ya yönelen bir buyruk değil, insana yönelen bir ilişkidir. Çalışma, Feuerbach’ın Zur Ethik: Der Eudämonismus (1869) ve Vorlesungen über das Wesen der Religion (1851) eserlerinden hareketle, ahlâkın evrensel yasa ile insanî doğa arasındaki gerilimini çözümleyerek, yeni bütünleştirici bir etik imkânını tartışmaktadır.
This study discusses the problem of grounding morality through Immanuel Kant's reason-centered ethics and Ludwig Feuerbach's human-centered (anthropological) approach. Kant grounds the moral law in the unconditional imperative of pure reason and considers only actions performed "for the sake of duty" moral; thus, to preserve the autonomy of morality, he excludes inclinations, desires, and social determinants. However, this abstraction has been criticized for detaching moral action from human emotional and social reality. Feuerbach, on the other hand, seeks the source of morality not in the transcendental law of reason, but in the essential nature of humanity and its relationship with others. For him, morality is not a command directed toward God, but rather a relationship directed toward humanity. Drawing on Feuerbach's works Das Wesen des Christentums (1841) and Vorlesungen über das Wesen der Religion (1851), the study discusses the possibility of a new integrative ethics by analyzing the tension between universal law and human nature.