Bu çalışma, uygarlıklar arası felsefi geleneklerin diplomasinin ahlaki ve stratejik temellerini nasıl biçimlendirdiğini incelemektedir. Konfüçyüs, Abay Kunanbayev, Farabi, Immanuel Kant ve Niccolò Machiavelli’nin düşüncelerini bir araya getirerek siyasal davranıştaki “erdem ile güç” diyalogunu araştırır. Birincil metinler ve karşılaştırmalı literatürden yararlanılarak, diplomasinin yalnızca bir müzakere tekniği değil; adalet, uyum ve zorunluluk gibi uygarlık değerlerini yansıtan bir etik sistem olduğu savunulur. Konfüçyüs diplomasiyi li ve merhamet temeline oturturken, Abay Kunanbayev onu ahlaki eğitim ve empatiyle ilişkilendirir; Farabi aklın tutkuları dengelediği faziletli bir siyasal düzen tasarlar. Kant diplomasiyi kozmopolit hukuk aracılığıyla evrenselleştirirken, Machiavelli onu çıkar ve görünüşlerin temkinli yönetimi olarak yeniden tanımlar. Çalışma, etkili diplomasinin ahlaki meşruiyet ile siyasal gerçekçilik arasında bir denge gerektirdiğini savunur. Böylece küresel diplomasi felsefesine etik çoğulculuğu tanıyan ancak erdemi uluslararası düzenin kalıcı temeli olarak koruyan bir kavramsal model sunar.
This study explores how philosophical traditions across civilizations have shaped the moral and strategic foundations of diplomacy. Bringing together Confucius, Abai Kunanbayev, Al-Farabi, Immanuel Kant, and Niccolò Machiavelli, it investigates the perennial dialogue between virtue and power in political conduct. Drawing on primary texts and comparative scholarship, the paper argues that diplomacy is not merely a technique of negotiation but a reflection of civilizational ethics concerning justice, harmony, and necessity. While Confucius grounds diplomacy in li and benevolence, Abai Kunanbayev links it to moral education and empathy, and Al-Farabi envisions a virtuous polity where reason moderates ambition. Kant universalizes diplomacy through cosmopolitan law, whereas Machiavelli redefines it as the prudent management of appearances and interest. Through conceptual synthesis, the article proposes that effective diplomacy requires equilibrium between moral legitimacy and political realism. It contributes to global diplomatic philosophy by articulating a transcivilizational model—one that recognizes ethical pluralism while upholding virtue as the enduring foundation of international order.